KısaltmaTHKP-C
KurucuMahir Çayan
Kuruluş tarihi1970
Kapanış tarihi1972
ArdılıDevrimci Yol, Kurtuluş Hareketi, Marksist Leninist Silahlı Propaganda Birlikleri,THKP-C/HDÖ
İdeolojiMarksizm
Leninizm
Siyasi pozisyonAşırı sol

Türkiye Halk Kurtuluş Partisi - Cephesi, 1970 başlarında Mahir Çayan,Münir Ramazan Aktolga, Yusuf Küpeli tarafından kurulmuştur. Örgütün önemli isimleri arasında Ertuğrul Kürkçü, Ulaş Bardakçı ve Hüseyin Cevahir vardı.
Fikri temelleri olarak 1960 sonlarında TİP içinde yeşeren Millî Demokratik Devrim tezi ve Mahir Çayan'in üzerine sürekli vurgu yaptiği "Yeni Sömürgecilik" olgusu neden olarak gösterilebilir. TKP ve TİP gibi o dönem gruplarini revizyonistlik ve pasifizmle suçlayarak FKF (Fikir Klüpleri Federasyonu) içerisinde örgütlü diğer arkadasları ile birlikte örgütü kurma karari almışlardır. Mahir Çayan ve arkadaşları 1970 başlarında THKP-C'yi kurmuşlardır. Örgütün kendisine aldiği hedef, halk ile oligarşi arasında kurulu olan suni dengeyi(halkın memnuniyetsizliği ile oligarşik diktatörlük arasında var olan suni denge) kiracak Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisinin uygulanmasıdır, bir öncü savaşı sürdürmenin önemini vurgulayan Çayan, görüşlerini 1972 yılında devlet tarafindan aranırken illegalite koşullarında yazdiği kesintisiz Devrim II-III adli kitabinda aciklamiştir. Kitaba göre Türkiye 1950'lerin başlarindan itibaren sömürgeleşmeye başlamiş ve uluslararasi emperyalizm Yeni Sömürgecilik anlayışıyla Türkiye'yi gizli bir biçimde işgal etmiştir. Kitapta anlatildigina göre, 12 mart 1971 yari-askeri muhtırasının ardından, işbirlikçi tekelci Burjuvazi, Amerikan tekelleri ile ittifak halinde yönetimde oligarşik diktatörlük oluşturmuştur. 12 mart muhtirasi sonrasinda I. Erim Hükümeti tarafindan başlatilan Balyoz Harekati süresince, kadrolarin devlet tarafindan Kızıldere'de öldürülmesinin ardından örgüt, THKP-C/Kurtuluş, Devrimci Yol, MLSPB, THKP-C/HDÖ,gibi gruplara ayrılarak varliğini sürdürmüştür.


Mahir Çayan'ın mezarı Ankara Karşıyaka Mezarlığı, L/3 adası, 99 no'lu mezardır.




Daha Büyük Görüntüle

Mahir Çayan ve yoldaşlarının öldürüldüğü Kızıldere (Ataköy) yol tarifi. Gidip ziyaret etmek isteyenler için Google Maps yardımı ile yol tarifi yapılmıştır.



...30 Mart 1972 günü sabahı Kızıldere köyüne gelen Harekât komutanı J. Alb. Sezai Durukan (…) komutayı almış; öncelikle ev yakınına kadar emniyet müfrezelerini ve dinleme postalarını görevlendirdikten sonra Mahir Çayan ve arkadaşlarına megafonla teslim olmalarını… adalete teslim edileceklerini… İngilizlerin Türkiye’de misafir bulunduklarını, onların öldürülmemesini, bu İngilizlerin öldürülmelerinin Türk milletini güç durumda bırakacağını, İngilizleri göstermelerini birçok kerre  ihtar ve ikaz etmiştir. Buna karşılık Mahir Çayan ve arkadaşları teslim olmayacaklarını, buraya ölmek ve öldürmek için geldiklerini, bunda kararlı olduklarını, şartları yerine getirilmediği takdirde çarpışaklarını ve İngilizleri öldüreceklerini belirterek silahlı kuvvetler ve komutanlarına hakaret teşkil eden sözlerle karşılık vermeğe devam etmişlerdir.. Eylemciler evin sarılmasından sonra çatı kiremitlerini yer yer açarak dışarıyı daha iyi görebilecek bir durum sağlamışlar; dışa karşı isabetli atışı temin etmek üzere bina duvarında da mazgal delikleri açmışlar; ayrıca evin kapı ve pencereleri arkasına eşyaları yığarak tahkimat yapmışlardır...
68 kuşağının öğrenci gençlik liderlerinden Mahir Çayan'ın grevdeki işçilere destek verirken ki fotoğrafı ortaya çıktı. İşte o fotoğraf:

Turhan Feyizoğlu'nun çektiği İki Adalı kitapta Türk siyasi tarihine damgasını vuran Sibel Erkan olayı'nın bilinmeyen yönleri gün yüzüne çıktı.
Habertürk'ten Bülent Günal'ın haberine göre; Araştırmacı yazar Turhan Feyizoğlu'nun Alfa yayınlarından çıkan son kitabı "İki Adalı", Türkiye'nin devrimci gençlik liderlerinden Hüseyin Cevahir, Ulaş Bardakçı ve Mahir Çayan'ın yaşamlarına, siyasi mücadelerine ışık tutuyor. Kitapta ne dikkat çeken bölümlerin başında ise Türk siyasi tarihine damgasını vuran "Sibel Erkan olayı" geliyor.

"Sibel Erkan olayı"nın perde arkasının İki Adalı'da anlatıldığının altını çizen Feyizoğlu, "İsrail'in İstanbul Başkonsolusu Ephraim Elrom, Türkiye Halk Kurtuluş partisi cephesi (THKP-C) liderlerinden Mahir Çayan, Hüseyin Cevahir ve arkadaşları tarafından kaçırıldıktan sonra 23 Mayıs günü öldürüldü. Elrom'un öldürülmesinden sonra polis başta Mahir Çayan ve Hüseyin Cevahir olmak üzere THKP-C üyelerine karşı baskınlar düzenlemeye başladı. "
Naciye Çayan: Mahir
Mahir Çayan: Buyur anne
Naciye Çayan: Evladım
Mahir Çayan: Ha
Naciye Çayan: Ben geldim çocuğum.
Mahir Çayan: Söyle anne
Naciye Çayan: Yavrum, gel ne olursun, teslim ol çocuğum, benim hatırım için evladım, bir şey olmayacak gel çocuğum gel.
Mahir Çayan: Anne, dinle bak, sonra çek git, dinle sözümü, bu faşist köpekler seni kandırmışlar sakın bunların oyununa gelmeyin.
Naciye Çayan: Yok evladım, bir şey yapmayacaklar, benim sözümü dinle.
Mahir Çayan: Teslim alınca işkence yapıp bu namussuzlar öldürecekler, arkadaşlarımızı aynı şekilde dünyasına pişman etmişlerdir.
Naciye Çayan: Mahir.
Mahir Çayan: Çekil, çekilin gidin. Yarının Türkiye’sinde bunların yüzüne tüküreceklerdir !
Kızıldere Olayı, 12 Mart 1971 muhtırasından sonra yakalanan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idamlarını engellemek için 27 Mart 1972'de Ünye'deki NATO üssündeki yabancı görevlilerini kaçıran Türkiye Halk Kurtuluş Partisi - Cephesi kurucularından Mahir Çayan, Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü, Dev-Genç MYK üyesi Hüdai Arıkan, THKO'dan Cihan Alptekin, Fatsalı Nihat Yılmaz, öğretmen Ertan Saruhan ve Ünyeli Ahmet Atasoy, iki İngiliz (Gordon Banner ve Charles Turner) ve bir Kanadalı (John Law) radar teknisyenini NATO üssünden kaçırdılar. Kendilerini Kızıldere (şuan adı Ataköy)'de bekleyen Dev-Genç Genel Sekreteri Sinan Kazım Özüdoğru, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğrenci Derneği yöneticisi Sabahattin Kurt, THKO'dan Ömer Ayna ve Hava Kuvvetleri Proleter Devrimci Örgütü' nün kurucusu olarak aranan Üsteğmen Saffet Alp' le buluştular. (Not: Cihan Alptekin ve Ömer Ayna THKO'lu; diğerleri THKP-C'lidir.)

Grup köyün muhtarının evinde mevziilendi. Operasyon, Ankara Merkez Komutanlığı görevinde bulunan Tümgeneral Tevfik Türün tarafından yönetilmiştir. Helikopter destekli güvenlik güçleri, köydekilerin ihbarı üzerine evi buldu ve kuşattı. Ağır makineli tüfekler ve (köylülerin iddialarına göre) NATO askerleri kuşatmayı destekledi. İçeridekiler, rehineleri dışarı gösterdiler fakat bilinmeyen bir sebeple güvenlik güçleri rehinelere önem vermedi. Grup lideri Mahir Çayan, güvenlik güçleriyle iletişime geçmek için çatıya çıkıp konuşma yapmıştır: "Sıradan askerleri çekin üst düzeyler gelsin!" "Biz buraya dönmeye değil ölmeye geldik!"

Rehineleri bırakmaları halinde kendilerine zarar verilmeyeceği söylenmiştir. Ancak teslim olmayı kabul etmeyen Mahir Çayan ve ekibi yapılan operasyon sonucu öldürülmüştür. Çatıya askerlerle konuşma yapmak için çıkan Mahir Çayan, Ertuğrul Kürkçü, Saffet Alp ve Cihan Alptekin görüşme için çatıda beklerken, gruba makineli tüfeklerle ateş açıldı. Üç kişi deliklerden eve atlamayı başarırken, geride kalan Mahir Çayan başına isabet eden bir mermiyle orada yaşamını yitirdi. Açılan ateşin ardından alınan karar gereğince teknisyenler öldürüldü ve çatışma başladı. Jandarmanın açtığı ateşte Ömer Ayna gözünden, Cihan Alptekin karnından vuruldu. Fiilen kurşuna dizilen devrimciler jandarmayla görüşmeyi reddederek kendilerini savunmak üzere sahanlıkta toplandı ve el bombaları hazırladı. Ancak roketatarlarla yapılan saldırıda sahanlık isabet aldı ve yıkılan bölümde hayatını yitiren bir veya birkaç kişinin elinden serbest kalan el bombası patlayarak bir dizi patlamaya neden oldu. Ertuğrul Kürkçü dışındakilerin hepsi hayatını kaybetmiştir.  Ateşin kesilmesi üzerine eve giren güçler yaralı Saffet Alp'i sağ ele geçirmiş ama daha sonra başına bir kurşun sıkılarak öldürmüştür. Alt kata samanlığa kaçarak kurtulan Ertuğrul Kürkçü dışında 30 Mart 1972 günü evdekilerin tümü öldürüldü.

Bugün "nurculuk hareketi" o denli etkilidir ki, ülkedeki "politik iktidarın" oluşumuna , eli altındaki birkaç milyonluk oyu istediği yöne kanalize ederek "ağırlığını" koyabilmekte, hatta zaman zaman müttefiki işbirlikçi burjuvaziyi bile ürkütmektedir.

Bunlar için tek bir yüce yasa vardır. O da, kendi çıkarları ve kendi esenlikleridir. Bunlar hayasızca, bir ulus için kutsal ne varsa, onu emperyalist pazarlarda açık artırmaya çıkarmış vatan hainleridir. Ve bunu da ağızlarından hiç eksik etmedikleri vatan  millet adına yaparlar!

Onların bugün büyük görünen güçleri ve imkanları bizlere vız gelir. Onlar bir avuç biz ise milyonlarız. Kaybedeceğimiz hiçbir şey yoktur ama kazanacağımız koca bir dünya vardır.
Biz Marksizmi entelektüel gevezelik ve dünya devrimci hareketinin trafik polisliğini yapmak için okuyup öğrenmiyoruz. Biz dünyayı değiştirmek için, dünyanın Türkiye'sinde devrim yapmak için Marksizmi öğreniyoruz! 

Örgütü, örgüt yapan, onu kitlelere tanıtan, programlar veya yaldızlı laflar değil, devrimci eylemdir. 

SAVCI SORDU : Cezaevinde açtığınız tünelde çıkardığınız toprağı ne yaptınız.

MAHİR ÇAYAN :Topraksız köylüye dağıttık. 
Varsın bütün oklar üstümüze yağsın. Biz, doğru gördüğümüz bu yolda sonuna kadar yürüyeceğiz... 

Samsun doğumlu olan Mahir Çayan, ortaokul ve lise dönemlerini Haydarpaşa Lisesi'nde, yani İstanbul'da geçirdi. 1963'te İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Ertesi yıl Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenimine devam etti. Bu dönemde TİP ve FKF'ye (Fikir Kulüpleri Federasyonu) bağlı olan SBF (Siyasal Bilgiler Fakültesi) Fikir Kulübü'ne girdi. 1965'te bu klübün başkanlığını da üstlendi.

1967'de kısa süreliğine Fransa'ya gitti. Buradaki sosyalist hareketlerin genel seyri ve içinde bulundukları tartışmaları izledi. 1968'deki 6. Filo eylemlerine İzmir'de katıldı ve gözaltına alındı. Bu dönemde Türkiye İşçi Partisi (TİP) içinde başlayan Mihri Belli'nin savunduğu Milli Demokratik Devrim tartışmaların içerisinde ve daha sonra kurulan THKP-C'nin önder kadrosunda bulundu. Bu tartışma sürecinde TİP adına Karadeniz Ereğli'de çalışmalar yürüttü.

Bu geziden sonra ideolojik olarak Milli Demokratik Devrim saflarında yer aldı. TİP ile olan temel ayrılığı devrim sorunu olarak tarifler. Fransa'da bulunduğu süreçte Latin Amerika silahlı (fokoist) mücadelerinden etkilenir. TİP'i bu süreçte yasalcılıkla suçlar, Türkiye'deki devrim sürecinin ancak silahlı bir mücadeleyle ve kendi özgül koşullarının tespit edilmesiyle olabileceğini savunur. Bu görüşe daha yakın olan Türk Solu ve Aydınlık dergilerinde yazılar yazar. Bu dönemde yazdığı önemli yazıları "Revizyonizmin Keskin Kokusu 1", "Revizyonizmin Keskin Kokusu 2" ve "Aren Oportünizminin Niteliği" dir.

1969 yılında Ankara'da yapılan ve Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun adını DEV-GENÇ (Devrimci Gençlik Federasyonu) olarak değiştirdiği toplantıda Türkiye sosyalist hareketinin seyrini değiştirir. 1971 yılında yapılan TİP kongresine katılmamıştır, fakat TİP ve kendi çalışma çevresinden öğrenci ve işçilerle birlikte bir toplantı örgütler. Mihri Belli ile olan ayrılıkları iyice ortaya çıkmış olmasıyla birlikte yolunu Milli Demokratik Devrim (MDD) sürecinden ayırarak, önce "genç subayların" askerî darbe yapmasını beklemek yerine halk ihtilali için silahlı propaganda faaliyetlerine başlar. Bu ayrışmanın temel noktası, aslında MDD tespitinin TİP yasalcılığının başka bir versiyonu olduğu görüşüdür. O dönemde Türkiye devrim sürecini Kesintisiz Devrim I-II-III broşürlerinde dile getirir. Türkiye'nin sahip olduğu yapıyı oligarşi olarak tanımlar. Ek olarak da "Türkiye'deki geçmişe nazaran refah seviyesinin artması ile birlikte devlet ve halk arasında bir denge vardır," demiş ve bu dengeyi suni denge olarak adlandırmıştır. Suni dengeyi de bozmanın ancak silahlı mücadele ile olacağını savunmuştur.

Bu süreçte Münir Ramazan Aktolga ve Yusuf Küpeli ile birlikte THKP-C'nin kuruluş çalışmalarını sürdürür. Örgütün diğer önemli isimleri arasında; Ertuğrul Kürkçü, İlhami Aras, Ulaş Bardakçı, Mustafa Kemal Kaçaroğlu ve Hüseyin Cevahir yer alır. Şehir gerillası modellini benimseyen Mahir Çayan buna uygun silahlı eylemlerin planlanmasında ve gerçekleştirilmesinde bizzat bulunur. Çalışmalarını sürdürmek için Şubat 1971'de İstanbul'a geçen Mahir Çayan burada da silahlı eylemlere devam eder. 22 Mayıs 1971' de İsrail Başkonsolosu Ephraim Elrom'un kaçırılıp öldürülmesi olayına karışır. Kaldıkları evden kaçarken polisle girdikleri çatışma sonrasında Mahir Çayan ve Hüseyin Cevâhir, İstanbul Maltepe’de bir evde kuşatılır. Evde bulunan 14 yaşındaki bir kızı rehin alırlar. Çayan ve Cevahir’i ikna edebilmek için anne ve babaları ile aile büyükleri olay yerine getirilir. 1 Haziran’da eve yapılan operasyonda Cevahir öldürülür, Mahir Çayan yakalanacağını anlayınca intihara teşebbüs eder fakat solak olduğu için başaramaz ve sadece kendini yaralar eve giren güvenlik güçleri tarafından yaralı olarak yakalanır. Rehine kız zarar görmez.

Mahir Çayan tutuklanarak İstanbul Maltepe Cezaevi'ne konulur. Dâvâ sürerken 29 Kasım 1971'de THKP-C'den Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Ziya Yılmaz ile THKO'dan Cihan Alptekin ve Ömer Ayna, kazılan tünelden çıkarak firar ederler. Firardan sonra THKP-C içinde bölünme yaşanır. İstanbul'da kalma olanakları daralan Mahir Çayan, Ankara'ya geçer. 19 Şubat'ta Ulaş Bardakçı Arnavutköy'de kaldığı evde kuşatılır ve öldürülür. Mahir Çayan ve arkadaşları bir yandan sürekli yer değiştirerek yakalanmamaya çalışırken, öte yandan idam cezası verilmiş olan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının kurtarılması için eylem olanakları araştırırlar. Ankara'daki ilişkiler de yakalanmalar sonucunda giderek daralır. Önce bazı kadrolar Karadeniz'e gönderilir. Koray Doğan'ın polis tarafından öldürülmesi ve diğer yakalanmalar sonrasında da Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna ve Ertuğrul Kürkçü Karadeniz'e geçerler.
O Mahir ÇAYAN ! Sönmeyen Ateşin Lideri...